Bu Blogda Ara

27 Aralık 2010 Pazartesi

İnsan Doğası Üzerine Bir İrdeleme

          İnsanlık tarihine bir göz attığımızda gözümüze çarpan ilk şey,kendi doğasının verdiği enerji ile hiç bir zaman yetinmediği saptaması olsa gerek.Alet kullanmayı öğrenen insan,bu sayede kıramadığı, kesemediği, koparamadığı,yani mukavemeti gereği baş edemediği bir çok şeyi,bu sayede aşabileceğini keşfetmesi ile alet kullanmak yeteneğini her döneminde geliştirmeyi amaçlamıştır ve sırf bu nedenle de kölelik düzenini kurarak insanların ihtiyaçları için insan gücünü,yeteneğini bir alet gibi kullanmayı ve bunu toplumsal düzen ile stabil tutmayı başarabilmiştir.
          Tarihe baktığımızda kölelik her ne kadar insanlık dışı da olsa,bu yöntem sayesinde insanın tek başına yapamayacağı nice işlerin yapılabilmesi sağlanmıştır.Tarihe baktığımızda görürüz ki örnekler sayılamayacak kadar çoktur.
          Tarihin akması ile bilimin gelişmesi ve bu sayede teknik konularda gelişme ile gerçekleşen alet becerileri,mekaniğin ilk keşfi ile insanlık,ilk defa doğanın yönetilmesi ile insanların yönetilerek elde edilen güçten çok daha fazlasını elde edebileceğini ve bunu herşeyi ile akla ve mantığa dayalı olmasından ötürü doğru hesaplanması dahilinde sorunsuz bir biçimde istenilen işi yerine getirebileceğinin anlaşılması ile,doğa insanlığın kendi doğal kapasitesini arttırmadaki önemi kavranmıştır.Mekanik bu sebeple insanlık için bir sıçrayış niteliğindedir.Sırf bu sayede Avrupa'da kölelik yavaş yavaş silinmeye başlamış,yerini selflik düzeni almaya başlamıştır.
         Doğanın bu rolünün anlaşılması ve insanlığın bu yönde yaptığı her çalışmanın insanlık medeniyetine katkısının uzun vadede paha biçilemez olduğunun anlaşılması,bu konuya verilen önemi git gide arttırmıştır.Orta çağda doğu medeniyetleri,yeni çağ döneminde rönesans ve reformlar ile mental anlamda güçlenen ve aydınlanan batı medeniyeti,bu önem ile üreten,geliştiren kesim olarak gözümüze çarpar.Onların geliştirdiği teknikler sayesinde bu günkü birçok teknolojinin temeli niteliğinde bir vasfı üstlenmiş olduklarını görüyoruz.
       Bilimin her alanda gelişmesi,özellikle fizik,kimya ve biyolojinin matematiğin ışığında her gün daha da anlaşılması kolay,sade ve evren yasaları ile daha da uyumlu yasaların türetilmesi,teknikte bir sıçramalara sebep olmuştur.Aynı şekilde bu sıçramalar ile belki yüzlerce insanın yapabileceği bir işi uygun hesaplamalar ile tek bir makinanın yapabileceğinin anlaşılması ile işçilik gün geçtikçe daha da ucuzlamış,bunu öğrenen her insan kendi çapında güçlenmiş ve ortaya çıkan ortam nitecesinde selfliği de kabul etmez hale gelmiştir.Artık tam anlamı ile doğanın insanın sadık kölesi olduğu sonucu kaçınılmaz olarak karşımızdadır.
        Fizikte Newton'un kanunları çekmesi,eğri hesaplamalarındaki muntazam gelişmeler teknik konuların non-lineerliği ile baş edebilme yetinisini insanlara kazandırmıştır.Bunun neticesinde termodinamik,kinematiğin geliştirilmiş hali olan kinetik,malzeme ilminin daha nicel sonuçlarda ifadelendirilmesi,mukavemet hesaplarının Bernouli ve Euler gibi matematikçilerin geliştirdiği diferansiyel modeller ile daha da sadeleşip,kolaylaştığı ve bu sayede ortaya çıkan kabul edilebilir sonuçlar insanlık medeniyetinin alet kullanabilme becerisini 100lerce kere katlamış ve bu sayede en olmaz denen şeylerin bile mümküniyeti sağlanmıştır.Zamanla Elektriğin de anlaşılması ve büyük güç kaynaklarının oluşturulması ile doğanın insanlık adına çok büyük bir oranla itaatinin sağlanması mümkün olmuştur.
         Bilimsel ve Teknik gelişmeler insanı yönetebilirlik modunu doğrudan etkilemiştir.Artık insan ortaçağdaki güçsüz insan değildir.Bu sebeple kraliyet gibi bir yönetimin devam etmesi mümkün değildir.Bunun sonucunda ortaya demokrasinin çıkması,teknik ve bilimsel gelişimin iyi irdelenmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan sanayi devriminin sonuçlarını kavramış biri için şaşılacak bir durum değildir.
       Elektroniğin günümüz dünyasında geçirdiği muazzam atılımlar ile geliştirilen kontrol metodları,nano boyutlara kadar indiği şu günümüzde,artık çok zor matematiksel problemlerimizi bile doğayı kendi içinde şartlandırırak yine doğanın çözmesini sağlayabiliyor ve buna bilgisayar diyoruz.Bilgisayarın gelişmesi,ardından internetin icadı ile artık bütün insanlık, birbirine kenetlenmiş halde, doğayı her be gün daha da iyi yönetir halde ileri doğru yürümektedir.
          İnsanın kendi kendisini köle etmesinin ardından doğayı kendisine köle yapması kendi doğasının mental yetisine olan yetersizliğinden ileri gelir sonucunu rahatlıkla görebiliriz.Biz mühendisler herşeyden önce köle tacirleriyiz bu sebeple.Kölelerimiz olan doğayı kendi işine uygun bir forma getirerek insanlığa sunuyoruz.Her ne kadar şahsi görüşümden ötürü satış mühendislerini iyi mühendis olarak addetmesem de aslında tacirliğin tanımı olarak hem yapıcı hem satıcı konumda mühendisin olduğunu söylemek zorundayım.Herkes mühendislik konusunda yetenekli olmayabilir.Yeteneğini daha az geliştirmiş olanların,yeteneklerini üst düzeye çıkarmış olanlara daha çok zaman kazandırmak için öteki görevi üstlenmesi bu açıdan da yanlış değildir.Bu sonuçtan da anlıyoruz ki herkes uygun konumda bir mühendislik için yer bulabilir.Önemlidir.Olacaktır.

7 Aralık 2010 Salı

İyi mühendis nedir?

          İyi mühendis olarak verdiğimiz tanım,esasında tanımladığımız ideal mühendise yakınlıktan ileri gelir.Bu mühendis perspektifinde böyledir.Peki diğer meslek grupları için iyi mühendisi nasıl tanımlamamız gerekir?Bu soruya vereceğimiz onlar cevap bulunabilir.Her bir meslek gurubu için bu durum geçerli olacağından,objektif bir ifade bulunmak oldukça güçtür.Peki böyle bir durum söz konusu iken iyi mühendisi,kötü mühendisten nasıl ayıracağız?Ölçütümüz ne olmalı ki en sağlıklı yorumları yapabilelim.Bu konu sanırım tartışılacak bir konu olarak hep kalması gerekiyorsa da,bu günlük tartışmayı hadi yapmaya başlayalım.
          Mühendisin ne olduğunu anlamak için ilk önce bir mühendisin işletme içerisindeki görevini düşünmemiz gerekir.Bir mühendisin işletme için görevinin ne olduğunu düşündüğümüz zamansa,satılacak ürünün tasarımı,imali ve bu işlem sırasında geçirilecek olan proseslerin kontrolü,mevcut ürünün geliştirilip iyileştirilmesi gelebilmelidir.Öyleyse bir mühendisin görevi satış değildir.Hiç bir zaman da olmamıştır.Öyleyse neden bir çok mühendis potansiyel tasarım enerjilerini kullanmaktan ziyade,pazarlama departmanında bir ömür çürütmektedir?Bu da düşünülmesi gereken bir başka problemdir.Bu durumda bilinmelidir ki pazarlama mühendisi zıt yönde iyi mühendis tanımı içerisinde bir kıstas belirtir.
         İmal edilecek ürünün oluşumunda her tasarım mühendisi iyi bilir ki önce hayalindeki şekli önce bir krokiye döker.Sonra doğa yasalarında belli bir hata yönetimi yapar ve en uygun kırpma noktalarını bulur,sonra da kroki haldeki tasarıma uygulayıp tekrar hesap yapar ve böylece hata oranını daha da aşağılara çekerek,imkanlar dahilinde mümkün olabilecek en mükemmel tasarıma ulaşmaya çalışırlar.Bu bir tasarım mühendisinin uygulayabileceği en genel yöntemlerden biridir.Öyleyse burada bir hata yönetiminden bahsediyorsak eğer ve tasarım söz konusuyken bunu mühendisin ödevi addediyorsak,bilmeliyiz ki hata yönetimi mühendislik açısından bir kıstastır diyebiliriz.Ve bunu bir kıstas olarak belirlediğimizden,bir mühendis için olmazsa olmaz etmen matematik yeteneğinin genişliğidir.Ne kadar geniş bir matematik yetisi,o mühendis için daha etkin bir hata analizi sağlayacağından hata yönetiminin yetkin olmasına olanak sağlar.Bu durum kesinlikle iyi bir mühendisin temel karakteri şeklinde tekerrür etmektedir.
         Doğa olaylarını irdelerken karşımıza çıkan kaçınılmaz bir method vardır.O da hayal gücüdür.Hayal gücü,belli bir olayın parametreleri ve birbiri ile ilişkileri arasında en mükemmel halde bize o olayı simüle eden bir bilgisayarmış gibi davranarak en mükemmel şekilde hata yönetimi yapmamıza yardımcı olur.Herşeyden önce hayal gücü,tasarım esnasında çizilen krokinin hata oranını düşüren en önemli faktörlerden biridir.Aynı zamanda ortada bulunmayan bir nesneyi sanki ortada varmış gibi bize yaşatan bir süper simülasyon aygıtıdır.Bütün bunlar söz konusu olduğunda,kıstas olarak belirlenebilecek etmenleri pozitif yönde etkilediğinden,hayal gücünün genişliği,İyi bir mühendisi seçerken karşı konulamaz bir kıstas olarak karşımıza çıkar.
       Elbetteki bu kıstasların tanımı ve ifadelimi eksiktir.Kıstas olarak daha sayısız olgu da sıralanabilir.Fakat en belirgin anlamda iyi bir mühendisi tanımlayabilecek etmekler aşağı yukarı böyle sıralanabilmektedir.Düz mantıkla işe baktığımızda İyi mühendis problem çözümünü ne kadar hızlı ve etkili yaptığı iler ölçülebilir.Fakar bu mantığı irdelediğimizde görürüz ki bütün bu fiili tanımlayan etmenler,yukarıda tanımladıklarımıza bağlı olarak gelişen bir olgu olarak karşımıza çıkar ve bize bu durumu istesek de istemesek de,sahip olduğu doğruluk oranı ile kabul ettirmeye mecburdur.Elbette ki biz yetkinlik ve zihinsel üstünlük konusunda üst mertebelerdeki bir analistist isek.Her daim en doğru analizler dileği ile...

5 Aralık 2010 Pazar

Uzmanlık Ama Nereye Kadar?

          Günümüz İş koşullarında gerçekleşen teknolojik gelişim patlaması;üretim,özellikle tasarım dalları içerisinde,insanları uzmanlaşmaya mecbur bırakmaktadır.Bu durum elbette ki biz mühendisleri geliştirmekte,ilgisi olduğu uzmanlıkta yetkin insanlar haline sokmaktadır.Fakat bu olumlu tarafının yanında,genel geçer seviyede bir gelişim ile geçiştirdiğimiz öteki branşlar,profesyonelliğimiz dışındaki konulara karşı gelişmeye başlayan uzaklaşma ve bunun getirdiği,''Her insanın kendine has bir fonksiyonu'' olduğu düşüncesi ile entellektüel kesim arasında büyük yer tutan mühendislerin,zaman içerisinde daha makineleşmiş ve belli komutları yerine getirip problemleri çözen robotlar haline gelmesi durumuna soktuğu aşikardır.
           Burada durumu değerlendirmek için robot mantığını ele alalım.Kendisine öğretilen herhangi bir fonksiyonu,dışarının yardımı olmaksızın ilgisi olduğu problemi çözmek için kullanan cihazlara robot diyoruz.Robotlar şu an hayatımızın içerisinde büyük oranda yer tutmasa da,gelecekte yaşantımızın,aynı cep telefonlarında olduğu gibi,çok büyük bir kesimini işgal edeceği barizdir.Şu an ki hallerinde asimo gibi otonom aygıtların yapılaşması gerçekleşmekte bile.O günler geldiğinde,biz mühendisler her bir fonksiyonu çözen robot mu yapacağız yoksa,belli fonksiyonları çözen robotlar mı?Tembel insanlarız biz elbette ki ikinci seçenek olan uzmanlaşmış robotları seçeceğiz.
           Uzmanlık konusuna değinelim şimdi de.Aydınlanma çağı ile ortaya çıkan sanayii devrimi ve bunların akabinde gelişen sanayileşme,İçinde olduğumuz dünyada,hem emeği ucuzlatıp insanların sırtından aldı,hem de teknik açıdan oldukça geniş yelpazede bir araştırma konusu açtı.Elbette ki çok,çok geniş konular olan mühendislik dallarında her bilginin öğrenilebilmesi,bir insandan beklenemez.Bu sebeple her bir mühendislik kendi ilgilendikleri alanlara ayrıldı.Ardından bu ayrımdan sonra yapılan gelişmeler nitecesinde görüldü ki,''mühendisliği belli bir branşlara ayırmak,mühendislik formasyonu için yeterli değildir.Branşların da kendi aralarında dallanmalar gerçekleştirmesi gerekir.''Sonuç olarak dallar,bunlardan doğan da uzmanlık birimleri oluşturuldu.Böylece bu uzmanlık formasyonunun sonucu olarak her mühendis kendi dallarında geliştirdiği uzmanlık ile o dalın problemini çözmede,şüphesiz en vasıflı kişi olarak var olabilecekti.
           Bu iki ayrı dal arasında fark ediyoruz ki,Bir mühendisin belli fonksiyonları yerine getirecek bir robot yapması ile,sistemin mühendislere belli problemleri çözebilen mühendisler yetiştirmesi arasında bir fark yoktur.Nasıl ki robotların kontrolü kolaydır,uzmanlaşmış,kendi alanı dışında yetkin olmayan bir karakterin yönetimi de o kadar kolaydır.Bu durum ise insanlık kriterlerine uymayacağı aşikar olduğuna göre sonuç olarak görebiliriz ki,kesin ve katı bir uzmanlık,daha perspektifli ve entellektüel bir mühendisin vasfı olamaz.
          Bu durumda diyebiliriz:''Bir mühendisin vasıfları nelerdir?'' diye.Daha doğrusu en temel problem olan ''mühendis nedir?''problemine çözmeye.Bu problem için genel geçer cevaplarımız olduğu barizdir,fakat şunu biliyoruz ki ''Bir mühendis kesinlikle herşeyi bilecek bir server bilgisayar değildir.'' veya ''Bir mühendis,belli fonksiyonları olan,öteki türlü işe yaramaz nitelikte bir robot değildir.'' şeklinde iki sonuç karşısında ne değildir sorusuna cevap verebilmemiz,yetkin bir mühendis olmak karşısında atılması gereken ilk adımlar niteliği taşır.Söz konusu olan şey,yine biz mühendislerin yegane karakteri olan optimizasyonelliktir.Burada bu karakter niteliği ile optimize olmuş mühendis tanımını arayıp bulacağımızı umut ediyorum.